FEHİM İLE BEHİYE MUĞLA YEMİŞENDERE KÖYÜ BÖLÜM -3
FEHİM İLE BEHİYE MUĞLA YEMİŞENDERE KÖYÜ BÖLÜM -3
Fehim nasıl başlamalı
bilmiyorum ama bunu haketmediğimi düşünüyorum, ilk satırı okuyunca anladı
Behiye’den geldiğini. Hım istediğim yazı doğruya dedi Memlekete giderken Muğla’ya
varıncaya kadar açmadı kağıdı. Arabada köyden insanlar vardı. Laf söz olur diye
artık o da çekiniyordu. Derken Denizli’ye yola koyulunca gömleğinin sol cebinin
üzerinde eliyle sıkıştırdığı mektubu okumanın sabırsızlığını yaşıyordu. Alelacele
açtı mektubu. Fark etmeden ne de çok sıkmıştı. Başladı buruşmuş mektubu okumaya.
Heyecan dolu yoğun bir hisle göz gezdirdi mektubun üzerinde. Ne çok
Fehim yazıyordu. Behiye’nin kaleminden Fehim yazılması anlam yüklü koca bir mutluluktu. Gözleriyle kavradı tüm yazıları. Bazı yerlerine karanlık çöktüğünü, yazının karalanıp tekrar yazılmasından anlamıştı. Kızgındı, bu tıpkı gaz lambasının sabaha kadar yanmasının sıcaklığını andıran bir kızgınlık gibiydi. Ara ara ılık, ara ara da çok sıcak. Behiye neden diyor susuyor muydu, bitmeyen cümleler neyi sorguluyordu. Aşağılara indi Behiye belli ki çok takmıştı bu nişan olayını. Ama bilmez misin benimde gönlüm sende. Sinirlenip kızarken ne de çok seviyorsun beni deyip bir gülümseme, gevşemiş ok yayı gibi serildi yüzünün ortasına. Az kaldı Behiye’m bu olayı çözeceğim. Bir buçuk günde evine geldi Fehim. Babasına bu nişanı istemediğini ve Behiye'yi sevdiğini söyledi. Böyle bir şey mümkün değil beni öldür sözümü çiğne deyince kara düşüncelere dalan Fehim nişan atılabilir düğün değil ki bir yolunu bulacağım elbet diye kendi içinde hesaplara dalarak akşamı etti. Akşam nişan için hazırlanılmış, kız evine gidilip nişan takılmıştı. Ertesi gün yine Yemişendere köyünün yolunu tuttu. Köye geldi. Yüzüğü bir çıkarıp bir takıyordu. Çıkarsa herkes bilirdi nişanlanmıştı, taksa Behiye görse ne düşünürdü. Bir mektup yazmaya başladı. Uzun süredir Hamit’i görmüyordu. Hamit hastalanmış 2 gündür yatıyordu. Behiye de Düğünlere gelmiyor düğünlerde çalınan saz, cümbüş ona ağıt gibi geliyordu. Behiye'yi sabah olmayan geceler karşılıyordu. Gaz lambasını herkes uyuyunca odasına alıyor, önünde kıvrımlı entarisinin Puantiyeleri arasında kalan boşluklara işlemeler işliyor, ne kadar içinde taşıdığı duygu değişikliği varsa sanki bir daha giymeyecekmiş gibi kumaşa yansıtıyordu. Gizliden gizliye çeyizini bu iplerle işleyecekti. Şimdi ise yattığı yatakta nefes alamamanın zorluğu ile öfke, nefret, sevgi, acı, keder ne kadar duygu varsa zihninde canlandığı gibi işliyordu. Öksürükleri artmıştı. Yattığı yatak batıyordu. Nenesi gece gelip ateşine baktı. Behiye yanıyordu. Islak tülbentlerle ateşini düşürmeye çalıştı ve biraz olsun ateşi düşen Behiye sabaha doğru uyuyabilmişti. Tez elden doktor şart diyordu. Geçer diye ağırdan alıyorlar, ballı süt verip, pekmez içiriyorlardı. Hamit iyileşince okula tekrar gelmeye başladı. Okul çıkışı mektubu verdi. Bunu kimse görmeden Behiye ablana ulaştır. Hamit gelip abla bu senin, evin önündeki beyaz taşın altına bir kağıt koyup uzaklaşıp gitti. Behiye koşar adım lastik pabucunun birini giyip birini giyemeden aldı taşın altından mektubu. Nerelerdesin Behiye? Diye başlayan bir sitem cümlesi karşıladı. Tez elden bu nişan işini çözeceğim senin ve benim duygularım daha konuşmadan bakışlarımızla ilmek ilmek örüldü. Kararan kaleminin ucu renklenecek az kaldı. İştahı tükenen Behiye yeni yeni yemek
yemeye başlamıştı. Bir umut kaplamıştı yüreğinin ortasını. Gerçekten de bu işi çözebilecek miydi ? Yine de yaşama sevinci biraz olsun fitillenmişti. 55 kilodan 45' e düşerek ne kadar çabuk sararıp solmuş kendisi bile şaşırıyordu. Sabah muhtarın oğlu Hamit kapıdan bakarak Behiye abla diye bağırmıştı. Behiye halsiz yatıyordu. Nenesi ne oldu oğlum? Behiye abla bize salça ekmek yapmaz oldu merak ettim. Behiye ablan çok hasta oğlum iyileşince yapar. Tamam deyip gitti. Okulda, Fehim gelirken Behiye abla çok hasta yataktan çıkamıyor deyip Fehim’in duyması için herkese anlatıyordu. Fehim duymuş, şaşırmış, demek bunca zamandır o yüzden gözükmüyor deyip, elden ne çare el kızını tutup hastaneye nasıl götürürsün ki demişti. Kuru öksürükleri daha da yoğunlaşan ve geceleri ateşi çok yükselen Behiye'yi sabah babası köy arabası ile doktora götürmeye karar verdi. Behiye, Gece durumunu anlatan bir mektup yazdı ve okula giderken seslenen Hamit'e verdi. Giderken ardından bakarak derin düşüncelere daldı. Babası, hadi kızım araba gider şimdi sözüyle kendine gelip toparladı ve düştüler yola. Hamit, Fehim’e mektubu uzattı. Bir şey söylemeden de uzaklaştı.Teneffüste mektubu açtı. Şöyle başlıyordu. Fehim ben çok hastayım, belki de öleceğim, gördüğüm kabuslar ve ateşler hayra alamet değil. Doktora gidiyoruz. Rüyamda sürekli seni ve arkası dönük bir gelin görüyorum. Ne olacak artık bende bilemiyorum. Kısa ve içler acısıydı. Elindeki mektubu buruşturmuş, yumruğunu ısırıyordu. Doktorun kapısını çalmadan şapkasını çıkarıp göbeğinin üstünde tutan Hasan efendi, sağa sola bakarak kapıyı çalıp içeri girdi. Hayırlı günlerin olsun hekimim, buyurun ne şikayetiniz var? Hekim bey kızım geceleri çok öksürüyor, ateşi artıyor, bazen nefes alması da zorlaşıyor bir gelelim dedik. Ne zamandır devam ediyor şikayetiniz. Yaklaşık bir haftadır çok ateşleniyor ve çok öksürüyor. Behiye’ye yönelerek,kızım geç perdenin arkasında sırtını aç bir dinleyeyim. Dinlerken, boğazına baktı. Öksür kızım. Nefes al derin bir nefes daha al. Behiye denilenleri yaptı. Tamam kızım sırtını kapayabilirsin üşütme. Dışarıda bekle baban ile konuşacağız biraz. Sırtını örtüp odadan çıktı. İsminiz? Hasan. Kızınız da verem başlangıcı var. Moralini yüksek tutun, yemesi içmesi güzel olsun, birkaç ilaç yazacağım keşke bir hafta önce gelseydiniz Hasan bey. Hekim bey kuru bir öksürük sandık, evde öksürüğünden kan geldi mi gördünüz mü? Yok efendim kan gelmedi. Şu ilaçları alın inşallah faydasını görürsünüz. Sağ olasın hekimim. Geçmiş olsun. Gözüne biriken yaşları şapkasının ucuna silip çıktı, odadan. Perşembe pazarının oraya geldiler bir lokantaya oturdular. Behiye, bir lokmayı zorlarla yedi. Babası ağlamamak için kendini zor tuttu. Perşembe pazarına çıktılar. Babası kumaş satan satıcıların yanına vardı. Behiye’ye beğendiği pazen kumaşları aldı. İçinden giydiğini görür müyüm ki güzel kızım deyip, bakarken içerinde cehennem ateşleri yanar yanar da sönmezdi. Pazardan çıkıp adil dedenin oraya geldiler. Köye gidecek arabayı beklemeye başladılar. Araba geldi, yüklediler eşyaları, bindiler arabaya. Akşam vaktine iyice yaklaşınca köye geldiler. Üzerini değiştirmeye giden Behiye’nin odaya girdiğini görünce salmış içinde düğümlenip dışarı çıkmak için çırpınan gözyaşlarını. Anası ne oldu oğlum, doktor ne dedi de hele. Ana nasıl söyleyeyim dilim sönmez, halim kalmaz nerelere gideriz. Anası oğlum ne oldu söylesene. Elindeki tabakadan biraz tütün ile bir kağıt çıkardı. Tütünü, sanki tüm dertleri de
arasına koyup sıkı sıkı sardı. Ana, Behiye ince hastalığa yakalanmış. O sırada Behiye’nin anası kapıda, Hasan’ı dinliyordu. Sütü yeni sağmış elinde bakırla dinlerken Hasan efendiyi duyunca bakır elinden çıkıverdi. Nenesi, anası, babası ağlamaya başladılar. Nenesi ve anası ağıtlar yakmaya başladı. Yumruklarını ısıra ısıra ağladılar. Behiye üzerini çıkarırken kolunda derman kalmadı ve entarinin bir kolunu güç bulup da çıkaramadı. Bedeninden can çıkmaya durdu. Yatağının köşesine oturup Fehim’i düşündü, ilk gördüğü o gün gözünün önünden gitmiyor 23 Nisandaki bayramda Bayraklar arasındaki Fehim’i, hafızasından silemiyordu. Tekrar güç toplayıp çıkarmaya çalıştı entarinin bir kolunu. Kanla ter arasında kalmış, nefes alırken ciğerine bir şey kaçmış gibi zorlandı. Geçmeyen öksürüğü ciğerlerini çıkaracak gibi geliyor, öksürdükçe bir korku hissedip eli ayağı titriyordu. İçinde bir tuhaflık hissetti. Dışardakiler Behiye duyar diye sessizce birbirlerine çaresizce bakarak ağlamaya devam ediyorlardı. Behiye dışarı çıktı. Herkes sus pus oldu anası mavi yazmasının ucuna gözyaşlarını, nenesi kazağının ucuna babası da elindeki şapkasına gözyaşlarını silerek Behiye’ye bir şey yansıtmamaya çalıştılar. Nenesi Behiye kızım nasıl oldun dedi. İyiyim neneciğim şükür dedi. Yemeğe oturdular ama kimsenin boğazından bir lokma geçmiyordu. Behiye yine öksürmeye başladı. Dışarı çıktı. Anası ardından gelmiş iyi misin kızım? Boğazıma bir şey kaçtı da ondan çıktım ana dedi. Sarıldı anasına eve girerlerken, komşulardan değirmenci Bekir ile eğitmen kızı Sultan, muhtar karısı ve Hamit geldi oturmaya. Köy enstütileri açılmadan önce köyde okuma yazma bilenler eğitmenlik yaparmış, Sultan tıraş da eğitmenlik yapan Mehmet Beler’ in kızıymış. Hayırlı akşamlar, Geçmiş olsun hekime mi gittiniz? evet Sultan abla, hekimdelerdi bugün. Buyurun hoş geldiniz dedi. Geçtiler içeri. Otururlarken Behiye daralıyor içine bir an olsun nefes girmesi için içten içe Allah’a yalvarıyordu. Otururlarken sultan tıraş söze girdi, geçmiş olsun, Doktora gitmişsiniz, nasıl oldunuz? Behiye’nin babası iyiyiz çok şükür, Behiye’nin öksürüğü geçmeyince bir gidelim dedik, ilaç verdiler, kullanacağız inşallah tez zamanda iyileşecek. Behiye lambanın aydınlık olmayan yüzünde oturuyordu. Solmuş, cevap verecek hali takati yoktu. Kimse bir şey sormasa diyordu. Dururlarken kapı çaldı, Behiye’nin nenesi kapıyı açtı. Fehim gelmişti. Hayırlı akşamlarınız olsun, deyip girdi içeri. Behiye, Fehim’in gaz lambasının önünden geçerken ki aydınlık yüzünü görünce bir an olsun nefes aldığını hissetti. Oturuncaya kadar göremediği Behiye’yi oturunca gördü. Az daha Behiye olduğuna inanamayacaktı. Nasılsın Behiye hasta olmuşsun deyince Behiye şaşırdı, şaşkınlığı sözcüklerine yansıdı. İyiyim sağ ol sen nasılsın diyebildi, yine kızarmış yine utanmıştı. Solan yüzüne yansımadı utançlığı. Başını öne eğerken, Fehim’e bakıyordu. Aydınlık yüzüne sonra dizleri üstüne koyulu ellerine baktı. yüzük parmağı boştu, nasıl yani yüzük neredeydi? Yanlış mı görüyordu? Gözlerini kısarak bakıyordu, karanlıktan mı diye düşünüyordu ama Fehim'in parmağında yüzük yoktu.
Fehim yazıyordu. Behiye’nin kaleminden Fehim yazılması anlam yüklü koca bir mutluluktu. Gözleriyle kavradı tüm yazıları. Bazı yerlerine karanlık çöktüğünü, yazının karalanıp tekrar yazılmasından anlamıştı. Kızgındı, bu tıpkı gaz lambasının sabaha kadar yanmasının sıcaklığını andıran bir kızgınlık gibiydi. Ara ara ılık, ara ara da çok sıcak. Behiye neden diyor susuyor muydu, bitmeyen cümleler neyi sorguluyordu. Aşağılara indi Behiye belli ki çok takmıştı bu nişan olayını. Ama bilmez misin benimde gönlüm sende. Sinirlenip kızarken ne de çok seviyorsun beni deyip bir gülümseme, gevşemiş ok yayı gibi serildi yüzünün ortasına. Az kaldı Behiye’m bu olayı çözeceğim. Bir buçuk günde evine geldi Fehim. Babasına bu nişanı istemediğini ve Behiye'yi sevdiğini söyledi. Böyle bir şey mümkün değil beni öldür sözümü çiğne deyince kara düşüncelere dalan Fehim nişan atılabilir düğün değil ki bir yolunu bulacağım elbet diye kendi içinde hesaplara dalarak akşamı etti. Akşam nişan için hazırlanılmış, kız evine gidilip nişan takılmıştı. Ertesi gün yine Yemişendere köyünün yolunu tuttu. Köye geldi. Yüzüğü bir çıkarıp bir takıyordu. Çıkarsa herkes bilirdi nişanlanmıştı, taksa Behiye görse ne düşünürdü. Bir mektup yazmaya başladı. Uzun süredir Hamit’i görmüyordu. Hamit hastalanmış 2 gündür yatıyordu. Behiye de Düğünlere gelmiyor düğünlerde çalınan saz, cümbüş ona ağıt gibi geliyordu. Behiye'yi sabah olmayan geceler karşılıyordu. Gaz lambasını herkes uyuyunca odasına alıyor, önünde kıvrımlı entarisinin Puantiyeleri arasında kalan boşluklara işlemeler işliyor, ne kadar içinde taşıdığı duygu değişikliği varsa sanki bir daha giymeyecekmiş gibi kumaşa yansıtıyordu. Gizliden gizliye çeyizini bu iplerle işleyecekti. Şimdi ise yattığı yatakta nefes alamamanın zorluğu ile öfke, nefret, sevgi, acı, keder ne kadar duygu varsa zihninde canlandığı gibi işliyordu. Öksürükleri artmıştı. Yattığı yatak batıyordu. Nenesi gece gelip ateşine baktı. Behiye yanıyordu. Islak tülbentlerle ateşini düşürmeye çalıştı ve biraz olsun ateşi düşen Behiye sabaha doğru uyuyabilmişti. Tez elden doktor şart diyordu. Geçer diye ağırdan alıyorlar, ballı süt verip, pekmez içiriyorlardı. Hamit iyileşince okula tekrar gelmeye başladı. Okul çıkışı mektubu verdi. Bunu kimse görmeden Behiye ablana ulaştır. Hamit gelip abla bu senin, evin önündeki beyaz taşın altına bir kağıt koyup uzaklaşıp gitti. Behiye koşar adım lastik pabucunun birini giyip birini giyemeden aldı taşın altından mektubu. Nerelerdesin Behiye? Diye başlayan bir sitem cümlesi karşıladı. Tez elden bu nişan işini çözeceğim senin ve benim duygularım daha konuşmadan bakışlarımızla ilmek ilmek örüldü. Kararan kaleminin ucu renklenecek az kaldı. İştahı tükenen Behiye yeni yeni yemek
yemeye başlamıştı. Bir umut kaplamıştı yüreğinin ortasını. Gerçekten de bu işi çözebilecek miydi ? Yine de yaşama sevinci biraz olsun fitillenmişti. 55 kilodan 45' e düşerek ne kadar çabuk sararıp solmuş kendisi bile şaşırıyordu. Sabah muhtarın oğlu Hamit kapıdan bakarak Behiye abla diye bağırmıştı. Behiye halsiz yatıyordu. Nenesi ne oldu oğlum? Behiye abla bize salça ekmek yapmaz oldu merak ettim. Behiye ablan çok hasta oğlum iyileşince yapar. Tamam deyip gitti. Okulda, Fehim gelirken Behiye abla çok hasta yataktan çıkamıyor deyip Fehim’in duyması için herkese anlatıyordu. Fehim duymuş, şaşırmış, demek bunca zamandır o yüzden gözükmüyor deyip, elden ne çare el kızını tutup hastaneye nasıl götürürsün ki demişti. Kuru öksürükleri daha da yoğunlaşan ve geceleri ateşi çok yükselen Behiye'yi sabah babası köy arabası ile doktora götürmeye karar verdi. Behiye, Gece durumunu anlatan bir mektup yazdı ve okula giderken seslenen Hamit'e verdi. Giderken ardından bakarak derin düşüncelere daldı. Babası, hadi kızım araba gider şimdi sözüyle kendine gelip toparladı ve düştüler yola. Hamit, Fehim’e mektubu uzattı. Bir şey söylemeden de uzaklaştı.Teneffüste mektubu açtı. Şöyle başlıyordu. Fehim ben çok hastayım, belki de öleceğim, gördüğüm kabuslar ve ateşler hayra alamet değil. Doktora gidiyoruz. Rüyamda sürekli seni ve arkası dönük bir gelin görüyorum. Ne olacak artık bende bilemiyorum. Kısa ve içler acısıydı. Elindeki mektubu buruşturmuş, yumruğunu ısırıyordu. Doktorun kapısını çalmadan şapkasını çıkarıp göbeğinin üstünde tutan Hasan efendi, sağa sola bakarak kapıyı çalıp içeri girdi. Hayırlı günlerin olsun hekimim, buyurun ne şikayetiniz var? Hekim bey kızım geceleri çok öksürüyor, ateşi artıyor, bazen nefes alması da zorlaşıyor bir gelelim dedik. Ne zamandır devam ediyor şikayetiniz. Yaklaşık bir haftadır çok ateşleniyor ve çok öksürüyor. Behiye’ye yönelerek,kızım geç perdenin arkasında sırtını aç bir dinleyeyim. Dinlerken, boğazına baktı. Öksür kızım. Nefes al derin bir nefes daha al. Behiye denilenleri yaptı. Tamam kızım sırtını kapayabilirsin üşütme. Dışarıda bekle baban ile konuşacağız biraz. Sırtını örtüp odadan çıktı. İsminiz? Hasan. Kızınız da verem başlangıcı var. Moralini yüksek tutun, yemesi içmesi güzel olsun, birkaç ilaç yazacağım keşke bir hafta önce gelseydiniz Hasan bey. Hekim bey kuru bir öksürük sandık, evde öksürüğünden kan geldi mi gördünüz mü? Yok efendim kan gelmedi. Şu ilaçları alın inşallah faydasını görürsünüz. Sağ olasın hekimim. Geçmiş olsun. Gözüne biriken yaşları şapkasının ucuna silip çıktı, odadan. Perşembe pazarının oraya geldiler bir lokantaya oturdular. Behiye, bir lokmayı zorlarla yedi. Babası ağlamamak için kendini zor tuttu. Perşembe pazarına çıktılar. Babası kumaş satan satıcıların yanına vardı. Behiye’ye beğendiği pazen kumaşları aldı. İçinden giydiğini görür müyüm ki güzel kızım deyip, bakarken içerinde cehennem ateşleri yanar yanar da sönmezdi. Pazardan çıkıp adil dedenin oraya geldiler. Köye gidecek arabayı beklemeye başladılar. Araba geldi, yüklediler eşyaları, bindiler arabaya. Akşam vaktine iyice yaklaşınca köye geldiler. Üzerini değiştirmeye giden Behiye’nin odaya girdiğini görünce salmış içinde düğümlenip dışarı çıkmak için çırpınan gözyaşlarını. Anası ne oldu oğlum, doktor ne dedi de hele. Ana nasıl söyleyeyim dilim sönmez, halim kalmaz nerelere gideriz. Anası oğlum ne oldu söylesene. Elindeki tabakadan biraz tütün ile bir kağıt çıkardı. Tütünü, sanki tüm dertleri de
arasına koyup sıkı sıkı sardı. Ana, Behiye ince hastalığa yakalanmış. O sırada Behiye’nin anası kapıda, Hasan’ı dinliyordu. Sütü yeni sağmış elinde bakırla dinlerken Hasan efendiyi duyunca bakır elinden çıkıverdi. Nenesi, anası, babası ağlamaya başladılar. Nenesi ve anası ağıtlar yakmaya başladı. Yumruklarını ısıra ısıra ağladılar. Behiye üzerini çıkarırken kolunda derman kalmadı ve entarinin bir kolunu güç bulup da çıkaramadı. Bedeninden can çıkmaya durdu. Yatağının köşesine oturup Fehim’i düşündü, ilk gördüğü o gün gözünün önünden gitmiyor 23 Nisandaki bayramda Bayraklar arasındaki Fehim’i, hafızasından silemiyordu. Tekrar güç toplayıp çıkarmaya çalıştı entarinin bir kolunu. Kanla ter arasında kalmış, nefes alırken ciğerine bir şey kaçmış gibi zorlandı. Geçmeyen öksürüğü ciğerlerini çıkaracak gibi geliyor, öksürdükçe bir korku hissedip eli ayağı titriyordu. İçinde bir tuhaflık hissetti. Dışardakiler Behiye duyar diye sessizce birbirlerine çaresizce bakarak ağlamaya devam ediyorlardı. Behiye dışarı çıktı. Herkes sus pus oldu anası mavi yazmasının ucuna gözyaşlarını, nenesi kazağının ucuna babası da elindeki şapkasına gözyaşlarını silerek Behiye’ye bir şey yansıtmamaya çalıştılar. Nenesi Behiye kızım nasıl oldun dedi. İyiyim neneciğim şükür dedi. Yemeğe oturdular ama kimsenin boğazından bir lokma geçmiyordu. Behiye yine öksürmeye başladı. Dışarı çıktı. Anası ardından gelmiş iyi misin kızım? Boğazıma bir şey kaçtı da ondan çıktım ana dedi. Sarıldı anasına eve girerlerken, komşulardan değirmenci Bekir ile eğitmen kızı Sultan, muhtar karısı ve Hamit geldi oturmaya. Köy enstütileri açılmadan önce köyde okuma yazma bilenler eğitmenlik yaparmış, Sultan tıraş da eğitmenlik yapan Mehmet Beler’ in kızıymış. Hayırlı akşamlar, Geçmiş olsun hekime mi gittiniz? evet Sultan abla, hekimdelerdi bugün. Buyurun hoş geldiniz dedi. Geçtiler içeri. Otururlarken Behiye daralıyor içine bir an olsun nefes girmesi için içten içe Allah’a yalvarıyordu. Otururlarken sultan tıraş söze girdi, geçmiş olsun, Doktora gitmişsiniz, nasıl oldunuz? Behiye’nin babası iyiyiz çok şükür, Behiye’nin öksürüğü geçmeyince bir gidelim dedik, ilaç verdiler, kullanacağız inşallah tez zamanda iyileşecek. Behiye lambanın aydınlık olmayan yüzünde oturuyordu. Solmuş, cevap verecek hali takati yoktu. Kimse bir şey sormasa diyordu. Dururlarken kapı çaldı, Behiye’nin nenesi kapıyı açtı. Fehim gelmişti. Hayırlı akşamlarınız olsun, deyip girdi içeri. Behiye, Fehim’in gaz lambasının önünden geçerken ki aydınlık yüzünü görünce bir an olsun nefes aldığını hissetti. Oturuncaya kadar göremediği Behiye’yi oturunca gördü. Az daha Behiye olduğuna inanamayacaktı. Nasılsın Behiye hasta olmuşsun deyince Behiye şaşırdı, şaşkınlığı sözcüklerine yansıdı. İyiyim sağ ol sen nasılsın diyebildi, yine kızarmış yine utanmıştı. Solan yüzüne yansımadı utançlığı. Başını öne eğerken, Fehim’e bakıyordu. Aydınlık yüzüne sonra dizleri üstüne koyulu ellerine baktı. yüzük parmağı boştu, nasıl yani yüzük neredeydi? Yanlış mı görüyordu? Gözlerini kısarak bakıyordu, karanlıktan mı diye düşünüyordu ama Fehim'in parmağında yüzük yoktu.
3. BÖLÜM SONU -CEYDA GÜNAY



Yorumlar
Yorum Gönder