BİR GÖÇMEN SARISI
BİR GÖÇMEN SARISI
ÖN SÖZ
Yaşamadan bilemeyeceğimiz bazı şeyler vardır. Bir göçmen sarısı, gerçek hayatla bağdaşmayan; ama izlerini taşıyan, sizin de seveceğinizi düşündüğüm bir hikaye. Hep birlikte keyfine varmamız dileğiyle .Gölgesi serin kuyulara düşen, alçak tavanlı evlerde büyüyordu. Hem kendi evleri hemde komşularının evleri, orada yaşayan herkesin evi alçak tavanlı geniş ahşap kirişliydi. Orhan, evin hem küçük hemde büyük oğluydu. Yeri geldiği zaman anneannesiyle geldikleri Bulgar köyünün durumunu konuşuyor, yeri geldi mi oynamak için yaptığı oyuncaklarıyla oynuyordu. Çoğu zamanda kimsenin farkına varmadığı matematik gerektiren oyunlar kuruyordu. Matematiksel zekası çok parklaktı.
Öylesine uslu ve masumdu ki görenlere böyle çocuk mu olur dedirtiyordu. Annesi ve babası tüm gün özlüyor ama sıcak havalardan çabuk etkilenen, 5 yaşına gelmiş olsa da bebeksi tenini bir türlü kaybetmeyip güneşe dayanamayan Orhan'ı yanlarına alamıyorlardı. Anneannesi onu yıkarken bebek yıkıyor gibi yıkar, saçlarını tararken geri geri kıvrılmış bukle bukle olan saçlarından öperdi.
Orhan ve ailesi, Bulgaristan'da yaşarlarken Türkiye'ye, göç etmek zorunda kalmışlardı. Anneannesi de onlarla birlikte Bulgaristan'dan, Türkiye'ye gelmişti. Ananesi Bulgaristan'da kalmak istememiş, Orhan'ı , bırakamamıştı . Çünkü , Orhan 2 yaşına bile girmemişti. Dedesi, iç savaş döneminde köylere gelip usta arayacak askerlerin haberini komşu köylerden almış, kendinin de bu yüzden götürüleceğini biliyordu. Orhanların güvenliği için bir an önce gitmelerini söylemiştir. üç yıl boyunca esir düştüğü yerde sayısını bilmediği kadar silah yapmıştır. Savaş sona erdikten sonra kazanılan topraklardan bir kısmı çalışan demir ustalarına verilip köylerine gönderilmişlerdir. Birçok tarla emeğinin karşılığında verilmişti. Orhan'ın dedesi Türkiye'ye , tarlalarını , bağını ve bahçesini bırakıp gelmek istememişti. Orhan ve ailesi , dedesi olmadan 4 kişi göç ettiler.
Orhan'ın babası , çok çalışkan , çok hesaplı ve çok zekiydi.Çeşitli işlerde çalışıyor , iyi paralar kazanıyordu. Annesi ise hem çok güzel hemde çok becerikliydi. Kumrallığı altında ısınırdı Orhan. Annesine hayran hayran bakardı. Her sabah ne olur beni de götür der gibi. Annesi yoğun çalışıp günde 2 işe gidiyordu. Sorumlusu olduğu bir çay ocağı bir de diğer köyde şef olduğu pastahane vardı.
Bu yoğunlukta Orhan ile ilgilenemez ama bir gün götüreceğine söz verirdi. Anneannesi de dikiş diker,bindallılar işlerdi. Orhan'a bakar akşamlarına yemek hazırlardı.
Zaman böyle geçerken bir gün kapı çalmıştı. Anneannesi, kapıda dedeyi görünce çok şaşırmıştı. Dedesi de, hasretlerine dayanamayıp gelmişti. Artık 5 kişilik bir aile olmuşlardı. Dedesi de kısa sürede iş bulmuş ve sanki demiri keskin bakışlarıyla dövüyor, inceltiyordu. Kısa zamanda dede de usta başı olmuş, boş zamanlarında demirden süs eşyaları yapıp satıyordu. Kısa zamanda kendilerini toparlamaya başlamışlardı ki Orhan'ın ateşli günleri ve kalbindeki ağrıları artmaya başlamıştı. Yemeden içmeden kesilmiş, nefes alırken ciğerlerine saplanan bıçakların olduğunu söylüyordu, kısa sürede sararmış solmuştu. Şehirdeki hastane götürmüşler, Doktor tahliller sonuçlanana kadar hastanede kalacak demişti. Hastalığıyla hepsi yıkılmış her şeyin tadı tuzu kaçmıştı. Anneannesi ve dede iki göz iki çeşme haber alamadıkça helak olmuşlardı. Annesi ve babası başlarında ne yapacaklarını bilemeden ağlar dururlardı. Sonuçlar geldi ve Doktor annesi ve babasını odası götürüp kalp zarı iltihabının olduğunu, şiddetli ağrıların bundan kaynaklandığını söyledi. Anne ağlayarak tedavi olacak mı Doktor bey dedi. Riskli bir ameliyat ama tedavisi mümkün diye konuşmaya başladı. Kalp zarı içine sokulan iğneyle sıvıyı almamız gerekiyor, Kalp zarı kesesinde sıvı birikimi var. Yarın ameliyatı gerçekleştirmemiz lazım, nefes alış verişleri gittikçe zorlaşıyor dedi. Anne baba ağlayarak odadan çıkıp Orhan'ın yanına giderlerken, baba yapacak bir şeyin olmadığını ameliyatı olması gerektiğini
söyledi. Anne hala ağlıyordu. Küçücük kalbiyle nasıl dayanacak diyordu. Odaya girerek Orhan'a bir şey isteyip istemediklerini sordular , bir sudoku kitabı istemişti. Annesi karşı çıkarak yorma kendini dedi. Israr edince kıyamadılar. Babası almaya gitti. Annesi nereden öğreniyorsun bunları Allah aşkına deyince Orhan gülmüş, bir şey yapmıyorsun ki sadece sayıları yerleştiriyorsun dedi. Annesi de gülmüştü. Babası gelince Orhan çok mutlu oldu ve sudokusu çözmeye başladı. Geç saatlere kadar uyumadan çözdü. Sabah olunca dedesi ile anneannesi de gelmişti. Orhan'ı hazırladılar, ameliyathaneye götürdüler. Doktorlara sorular sorarak onları şaşırtıyor, sonra bunda bilmeyecek ne var diye cevabını söylerken anestezinin etkisiyle dalmıştı. Dört saat süren ameliyat başarıyla geçmişti. Doktor çıkarak Orhan'ın çok güçlü bir kalbi varmış deyince hepsi sevinç çığlıkları atarak birbirlerine sarıldılar. Orhan kendine gelince nasılsın oğlum diyenlere daha yarım kalmış sudokum var öleceğimi mi sandınız deyince herkesi güldürmüştü.
CEYDA GÜNAY
http://www.kelimedamlasi.com/search/label/balkanlar?max-results=12
http://www.kelimedamlasi.com/2020/01/nereyi-gezsem-bosna-hersek-mostar.html
http://www.kelimedamlasi.com/2020/01/saray-bosna-para-birimi-km-konvertibl.html
http://www.kelimedamlasi.com/2020/01/vizesiz-balkan-ulkesi-bosna-hersek.html



Yorumlar
Yorum Gönder