FEHİM İLE BEHİYE MUĞLA YEMİŞENDERE KÖYÜ BÖLÜM -4
FEHİM İLE BEHİYE MUĞLA YEMİŞENDERE KÖYÜ BÖLÜM -4
Yüzük düşmüş müydü? Yoksa parmağını sıkıp çıkarmış mıydı? Bir de bu çıktı. Şimdi işi yok bir de Fehim'in yüzüğünü düşünecekti. Yüzü yere dönük düşünürken, Fehim'in bende yarın
memlekete gideceğim, sözüyle irkildi. Behiye’ye bakıyordu. Hayırdır dedi Hasan efendi, nişan işi olmayacaktı da yüzüğü
teslim etmeye gidiyorum deyince solan yüzüne aydınlık geldi. İçinde milyarlarca
kelebekler savrulmuş, harman yerindeki samanların rüzgarda savruluşu gibi
savruluyordu. Kafesindeki özgürlüğü unutmuş kuşların kapısının açılması gibi
yüreği ferahlamış, bir ağız dolusu nefes almıştı. Nenesi ne oldu, Eğitmen oğlum
dedi.
Gönlümde başka bir yar var derken Behiye’ye bakıyordu, Behiye’nin gözleri parladı. Olmadı Ayşe nenem nasip olmayacak, aklımı toparlayıp nişanlımı düşünemedim. Memleketten soğudum, ona da yazık bana da dedi. Kimdir oğlum aklını karıştıran böylesine, seni düşündüren. Kızcağıza günah değil midir? Behiye nenesinin sözüyle vazgeçmesinden çekinerek Fehim'e bakıyordu. Fehim neneciğim ayrılıp boşanmak daha zor, insan ardında bir yuva bırakıp önüne hiç bakamaz deyince, ey oğul hakkınızda hayırlısı. Sen ki bir eğitmen, aklı başında, eli işte gözü oynaşta insanlardan değilsin. Vardır bir hayır elbet. Akşam Behiye dinlensin diye herkes erkenden gitti. Bu akşam ilk defa nefeslerini doğrudan ciğerlerine çekiyor gibiydi. Sanki ilk kez nefes alıyordu. Behiye içine doğan aydınlıkla uykuya dalmış, gece yine ateş basmış, nenesi bakmaya gelince su içinde kalan Behiye’nin atletini değiştirmişti. Sabah olunca Behiye hastalığın ciğerlerini yıpratmasından gelen acının biraz olsun dinmişliğini hissetti. Babası yarın hekime gidip kontrol olacağız. Behiye bugün sabah kahvaltı da bir şeyler yemenin şaşkınlığını yaşıyordu. Fehim yine tuttu Denizli’nin yolunu. Behiye bu gün yatmadan ayakta geçirdi gününü. Nenesi yeni alınan pazen kumaşlardan şalvar ve çok istediği fırfırlı eteğini dikmişti. Denerken, ölçüsü alınırken Fehim’in gözünden nasıl görüneceğini hayal ediyordu. Akşam yattılar, gece gelen nenesi alnından ateşine baktı. Ateşi yok denecek kadar azdı. Sabah düştüler yola. Girdiler hekimin odasına, aç bakalım yavrum sırtını bir dinleyelim nefesini. Hırıltılar geçmiş, nefes alırken zorlanıyor musun? On gün önceki
kadar değil. Demek ilaçlar iyi geliyor, moralini bozma, bir şeyi kafana takma bu hastalığa arkadaş edindirme, hadi geçmiş olsun. Hasan efendi, Behiye’nin durumu iyiye gidiyor. İnşallah tez zamanda sağlığına tamamen kavuşacaktır. Sağ olasınız hekimim sayenizde, çıktılar hastaneden geldiler Adil dedenin oraya. Otururlarken köylüler toplanmaya başladı. Akşama doğru geldiler köye. Köyüne ulaşan Fehim'i inekleri sağıp süt bakırıyla anası karşıladı. Hem şaşkın hemde mutluydu. Süt bakırını kenara koydu. Elini öpen Fehim'in ellerini avucunda sıkıyordu. Yüzüğün olmadığını far ketmiş olmalı ki yüzük parmağında başparmağı ve işaret parmağını götürüp geliyordu. Yokladı, alnını kırıştırıp oğlum hayır mıdır gelmen de hele? Cebinden çıkardığı altın yüzüğü anasının avcuna koymuş olmayacak ana derken babası kapıda durmuş bakarken, o ne demek Fehim? Baba atamsın, büyüğümsün ama olmayınca olmuyor. Ne demek olmuyor oğlum? Öyle şey mi olur? Bu da yeni bir aet midir? Başını yere eğerek kapının eşiğindeki tekirin kulak dikmiş haline bakarak, köyde Hasan efendinin kızı Behiye var. Behiye’yi istiyorum. İstemezseniz kaçıracağım. Koca bir öğretmene yakışır mı oğlum? Ana aşk bu öğretmen dinlemiyor. Bey ne etsek yok çare gönlü düşmüş bir kere gidip konuşmak lazım. Hanım bunu karşı tarafa söyleyeceğimize toplanıp gidelim buradan daha iyi. Bahçeden taze soğan,sarımsaklar elinde Hatice gözüktü. Konuşmaya gerek yok abi, nişanlın dün sabaha doğru başka birine kaçmış, deyince az daha çıkıp oynayacaktı. İçeri geçtiler. Kimse şaşkınlığını gizleyemiyordu. Herkes birbirine bakıyordu. Dururlarken kapı çaldı. Mahpeyker'in babası gelmiş baba. Biz gitmeden onlar mı geldi derken kapıdan, Selamın aleyküm Hüseyin efendi. Aleyküm selam Recep efendi. Hüseyin bu gün buraya geleceğime sen benim sabah cenazeme geleydin derken şapkasını iki elinin arasında sıkıyordu. Konuşmaya ara verdi. Gözyaşlarının akıyor oluşuna Hüseyin efendi çok şaşırdı. Bunları yoksa bu akşam kendimi yaşayacaktı. Kalpten gideceğini düşündü. Bir an kalbi nefes almasını zorlaştırdı, derin bir nefes aldı. Ne denir bu ayıp nasıl temizlenir bimiyoruz, kızımız adına özür dilemeye geldik. Yapacak bir şey yok Hüseyin efendi, mutlu olsunlar. Buyurun yüzüğünüz deyip kapıdan çıktı gitti. Bak sen şu işe vallahi böyle şey görülmemiş. Baba yarın gidelim Yemişendere’ye isteyelim Behiye’yi. Oğlum ne acelesi var, el alem ne der. Zaten hazır bekliyorlarmış demezler mi? Baba nerden bilecekler, kimseye birşey demeyiz. Olur oğlum nasipten öte yol yok deyip yatmışlar. Behiye neredeyse 50 kiloya ulaşmış. Gün güne toparlanıyordu. Nenesi gözünden ayırmıyordu. Çocuklara salçalı ekmek yapıp dağıttı. Hamit gelip gelip gülüyordu. O da Hamit Hamit diyerek karşılık veriyordu. Akşam vaktine doğru yemek yapmaya başladılar. Anası akşama bir de Papurga tatlısı yapalım baban ne zamandır Papurga tatlısı yapmaz oldunuz dedi. Açtığı kuru yufkaları, tepsinin içine Behiye kırıyordu. Nenesi de şerbetini hazırladı. Akşam yüzük oynamaya Koca Mustafalara gittiler. Oradan geçerken Hasan efendi, eskiyen ayakkabılarını Kemal amcaya bıraktı. Vardılar, başladılar yüzük oynamaya. Hasan efendi, Karacal, ellibeş yenilince, kızlan dağına odun kesmeye gittiler. Koca Mustafa'nın karısı Raziye çayları Süleyman sobasının üstünde kaynattı. Kapıdan Selahattin ve Kara Mehmet, Raziye abla odun lazım mı diyerek girdiler içeri. Kapıdan da bir sürü zil, keçilerin toktak,çan sesleri alt kata sıkılmıştı. Yenilenierin boynuna asmışlardı. Yukarı çıkışlarını gören herkesi bir gülüş aldı. Oyunu Kara Mehmet ve Selahattin kazanmıştı. Sarmışlar odunları çaydan nasıl geçtik, iyi çay götürmedi bizi deyip gülüştüler. Gece çıralar ile döndüler eve. Ertesi gün haber geldi Hasan efendiye. Akşama Fehim hoca ile babası, annesi gelecekti. Müsaitler miydi? Allah Allah anası babası neden geldi ki? Bilmiyorum Hasan amca sor gel dediler, buyursun gelsinler deyip gönderdi Elli beş Mehmet’ini. Behiye heyecandan ölecekti. Yeni dikilen entarisi ile şalvarını giyip, vicksi sürdü eline yüzüne. Misafirler geldi. Fehim’in elinde bir kutu fıstıklı lokum vardı. Behiye’ye verdi. Buyurun hoşgeldiniz, hoşbulduk Hasan efendi. Ben, Fehim’in babası Hüseyin. Uzak yerden değil aynı yörenin insanlarıyız. Fehim eğitmenim anlatır, biliriz. Duyduk oğlumuza oğlunuz gibi bakarmışsınız, bizde kızınıza kızımız gibi bakmaya geldik, bir acı kahveye müsaadeniz var mıdır derken evdeki herkes şaşkınlığa bürünmüş. Hüseyin efendi hoş geldiniz, şaşkınlığımın kusuruna bakmayın da sizin nişan işi ne oldu? Oğlumun gönlüne kızınız düşmüş, aşka, sevgiye saygımız var. İkna edemedik ne yapalım. Ne bileyim, Behiye kızım sen hele bir kahvelerimizi yap gel, nasıl olsun kahveleriniz orta kızım. Nasıl yani beni mi istemeye geldi bunlar? İçi içine sığmıyordu. Kahveyi nasıl yapacaktı? Nasıl verecekti? Uzatırken döker miydi? Eli ayağı dolaşa dolaşa yaptı kahveleri. Önce aile büyüklerine sonra da annelere, en son Fehim'e uzattı bol köpüklü Türk kahvesini. Bir yudum alan Hüseyin efendi, Allah’ın emri peygamberin kavli ile kızınız Behiye’yi oğlumuz Fehim’e istiyoruz dedi. Behiye kızım sen ne dersin bu duruma. Baba sen nasıl uygun görürsen derken, yerden başını kaldırmıyordu. Fehim oğlumuz terbiyeli, aklı başında, ilim irfan sahibi kızım da bana havale ettiğine göre verdim gitti deyince herkesi bir mutluluk sardı. Kahveler bitti. Müsade isteyip kalktılar. Behiye o gece hiç uyuyamadı. Mutluluktan içi içine sığmıyordu. Fehim’i düşününce, dipsiz uçurumlara atılır ve yere düşmeden içinde yayılan o boşlukta yaşıyormuş gibi hissetti. Ayakları yere hiç değmiyor, sanki bulutlara basıyor da ayakları bulutları deliyor ama hissetmiyordu. İçinde sabaha kadar yayılan mutluluk dalgaları suya atılan taşlar gibi yayılıyordu. Ertesi gün Hüseyin efendi,Fehim ve annesi yine çıkageldi. Her günde ayıp oluyor Hasan efendi ama gitmeden şu düğün işini de konuşalım. Yok estağfurullah ne ayıbı, artık biz akraba sayılırız deyince Hüseyin efendi biraz olsun rahatlamıştı. Ramazana az bir zaman kalmıştı. Düşündüler taşındılar. Ramazandan sonraki ilk pazar düğünleri yapılacaktı. Vedalaşıp gittiler ve ramazandan sonraki ilk pazar düğünleri oldu. 4.BÖLÜM SONU- BAŞKA HİKAYELERDE GÖRÜŞMEK ÜZERE.. Sayfanın kenarındaki reklamlarıma tıklayıp destek olmayı unutmayalım :)
Gönlümde başka bir yar var derken Behiye’ye bakıyordu, Behiye’nin gözleri parladı. Olmadı Ayşe nenem nasip olmayacak, aklımı toparlayıp nişanlımı düşünemedim. Memleketten soğudum, ona da yazık bana da dedi. Kimdir oğlum aklını karıştıran böylesine, seni düşündüren. Kızcağıza günah değil midir? Behiye nenesinin sözüyle vazgeçmesinden çekinerek Fehim'e bakıyordu. Fehim neneciğim ayrılıp boşanmak daha zor, insan ardında bir yuva bırakıp önüne hiç bakamaz deyince, ey oğul hakkınızda hayırlısı. Sen ki bir eğitmen, aklı başında, eli işte gözü oynaşta insanlardan değilsin. Vardır bir hayır elbet. Akşam Behiye dinlensin diye herkes erkenden gitti. Bu akşam ilk defa nefeslerini doğrudan ciğerlerine çekiyor gibiydi. Sanki ilk kez nefes alıyordu. Behiye içine doğan aydınlıkla uykuya dalmış, gece yine ateş basmış, nenesi bakmaya gelince su içinde kalan Behiye’nin atletini değiştirmişti. Sabah olunca Behiye hastalığın ciğerlerini yıpratmasından gelen acının biraz olsun dinmişliğini hissetti. Babası yarın hekime gidip kontrol olacağız. Behiye bugün sabah kahvaltı da bir şeyler yemenin şaşkınlığını yaşıyordu. Fehim yine tuttu Denizli’nin yolunu. Behiye bu gün yatmadan ayakta geçirdi gününü. Nenesi yeni alınan pazen kumaşlardan şalvar ve çok istediği fırfırlı eteğini dikmişti. Denerken, ölçüsü alınırken Fehim’in gözünden nasıl görüneceğini hayal ediyordu. Akşam yattılar, gece gelen nenesi alnından ateşine baktı. Ateşi yok denecek kadar azdı. Sabah düştüler yola. Girdiler hekimin odasına, aç bakalım yavrum sırtını bir dinleyelim nefesini. Hırıltılar geçmiş, nefes alırken zorlanıyor musun? On gün önceki
kadar değil. Demek ilaçlar iyi geliyor, moralini bozma, bir şeyi kafana takma bu hastalığa arkadaş edindirme, hadi geçmiş olsun. Hasan efendi, Behiye’nin durumu iyiye gidiyor. İnşallah tez zamanda sağlığına tamamen kavuşacaktır. Sağ olasınız hekimim sayenizde, çıktılar hastaneden geldiler Adil dedenin oraya. Otururlarken köylüler toplanmaya başladı. Akşama doğru geldiler köye. Köyüne ulaşan Fehim'i inekleri sağıp süt bakırıyla anası karşıladı. Hem şaşkın hemde mutluydu. Süt bakırını kenara koydu. Elini öpen Fehim'in ellerini avucunda sıkıyordu. Yüzüğün olmadığını far ketmiş olmalı ki yüzük parmağında başparmağı ve işaret parmağını götürüp geliyordu. Yokladı, alnını kırıştırıp oğlum hayır mıdır gelmen de hele? Cebinden çıkardığı altın yüzüğü anasının avcuna koymuş olmayacak ana derken babası kapıda durmuş bakarken, o ne demek Fehim? Baba atamsın, büyüğümsün ama olmayınca olmuyor. Ne demek olmuyor oğlum? Öyle şey mi olur? Bu da yeni bir aet midir? Başını yere eğerek kapının eşiğindeki tekirin kulak dikmiş haline bakarak, köyde Hasan efendinin kızı Behiye var. Behiye’yi istiyorum. İstemezseniz kaçıracağım. Koca bir öğretmene yakışır mı oğlum? Ana aşk bu öğretmen dinlemiyor. Bey ne etsek yok çare gönlü düşmüş bir kere gidip konuşmak lazım. Hanım bunu karşı tarafa söyleyeceğimize toplanıp gidelim buradan daha iyi. Bahçeden taze soğan,sarımsaklar elinde Hatice gözüktü. Konuşmaya gerek yok abi, nişanlın dün sabaha doğru başka birine kaçmış, deyince az daha çıkıp oynayacaktı. İçeri geçtiler. Kimse şaşkınlığını gizleyemiyordu. Herkes birbirine bakıyordu. Dururlarken kapı çaldı. Mahpeyker'in babası gelmiş baba. Biz gitmeden onlar mı geldi derken kapıdan, Selamın aleyküm Hüseyin efendi. Aleyküm selam Recep efendi. Hüseyin bu gün buraya geleceğime sen benim sabah cenazeme geleydin derken şapkasını iki elinin arasında sıkıyordu. Konuşmaya ara verdi. Gözyaşlarının akıyor oluşuna Hüseyin efendi çok şaşırdı. Bunları yoksa bu akşam kendimi yaşayacaktı. Kalpten gideceğini düşündü. Bir an kalbi nefes almasını zorlaştırdı, derin bir nefes aldı. Ne denir bu ayıp nasıl temizlenir bimiyoruz, kızımız adına özür dilemeye geldik. Yapacak bir şey yok Hüseyin efendi, mutlu olsunlar. Buyurun yüzüğünüz deyip kapıdan çıktı gitti. Bak sen şu işe vallahi böyle şey görülmemiş. Baba yarın gidelim Yemişendere’ye isteyelim Behiye’yi. Oğlum ne acelesi var, el alem ne der. Zaten hazır bekliyorlarmış demezler mi? Baba nerden bilecekler, kimseye birşey demeyiz. Olur oğlum nasipten öte yol yok deyip yatmışlar. Behiye neredeyse 50 kiloya ulaşmış. Gün güne toparlanıyordu. Nenesi gözünden ayırmıyordu. Çocuklara salçalı ekmek yapıp dağıttı. Hamit gelip gelip gülüyordu. O da Hamit Hamit diyerek karşılık veriyordu. Akşam vaktine doğru yemek yapmaya başladılar. Anası akşama bir de Papurga tatlısı yapalım baban ne zamandır Papurga tatlısı yapmaz oldunuz dedi. Açtığı kuru yufkaları, tepsinin içine Behiye kırıyordu. Nenesi de şerbetini hazırladı. Akşam yüzük oynamaya Koca Mustafalara gittiler. Oradan geçerken Hasan efendi, eskiyen ayakkabılarını Kemal amcaya bıraktı. Vardılar, başladılar yüzük oynamaya. Hasan efendi, Karacal, ellibeş yenilince, kızlan dağına odun kesmeye gittiler. Koca Mustafa'nın karısı Raziye çayları Süleyman sobasının üstünde kaynattı. Kapıdan Selahattin ve Kara Mehmet, Raziye abla odun lazım mı diyerek girdiler içeri. Kapıdan da bir sürü zil, keçilerin toktak,çan sesleri alt kata sıkılmıştı. Yenilenierin boynuna asmışlardı. Yukarı çıkışlarını gören herkesi bir gülüş aldı. Oyunu Kara Mehmet ve Selahattin kazanmıştı. Sarmışlar odunları çaydan nasıl geçtik, iyi çay götürmedi bizi deyip gülüştüler. Gece çıralar ile döndüler eve. Ertesi gün haber geldi Hasan efendiye. Akşama Fehim hoca ile babası, annesi gelecekti. Müsaitler miydi? Allah Allah anası babası neden geldi ki? Bilmiyorum Hasan amca sor gel dediler, buyursun gelsinler deyip gönderdi Elli beş Mehmet’ini. Behiye heyecandan ölecekti. Yeni dikilen entarisi ile şalvarını giyip, vicksi sürdü eline yüzüne. Misafirler geldi. Fehim’in elinde bir kutu fıstıklı lokum vardı. Behiye’ye verdi. Buyurun hoşgeldiniz, hoşbulduk Hasan efendi. Ben, Fehim’in babası Hüseyin. Uzak yerden değil aynı yörenin insanlarıyız. Fehim eğitmenim anlatır, biliriz. Duyduk oğlumuza oğlunuz gibi bakarmışsınız, bizde kızınıza kızımız gibi bakmaya geldik, bir acı kahveye müsaadeniz var mıdır derken evdeki herkes şaşkınlığa bürünmüş. Hüseyin efendi hoş geldiniz, şaşkınlığımın kusuruna bakmayın da sizin nişan işi ne oldu? Oğlumun gönlüne kızınız düşmüş, aşka, sevgiye saygımız var. İkna edemedik ne yapalım. Ne bileyim, Behiye kızım sen hele bir kahvelerimizi yap gel, nasıl olsun kahveleriniz orta kızım. Nasıl yani beni mi istemeye geldi bunlar? İçi içine sığmıyordu. Kahveyi nasıl yapacaktı? Nasıl verecekti? Uzatırken döker miydi? Eli ayağı dolaşa dolaşa yaptı kahveleri. Önce aile büyüklerine sonra da annelere, en son Fehim'e uzattı bol köpüklü Türk kahvesini. Bir yudum alan Hüseyin efendi, Allah’ın emri peygamberin kavli ile kızınız Behiye’yi oğlumuz Fehim’e istiyoruz dedi. Behiye kızım sen ne dersin bu duruma. Baba sen nasıl uygun görürsen derken, yerden başını kaldırmıyordu. Fehim oğlumuz terbiyeli, aklı başında, ilim irfan sahibi kızım da bana havale ettiğine göre verdim gitti deyince herkesi bir mutluluk sardı. Kahveler bitti. Müsade isteyip kalktılar. Behiye o gece hiç uyuyamadı. Mutluluktan içi içine sığmıyordu. Fehim’i düşününce, dipsiz uçurumlara atılır ve yere düşmeden içinde yayılan o boşlukta yaşıyormuş gibi hissetti. Ayakları yere hiç değmiyor, sanki bulutlara basıyor da ayakları bulutları deliyor ama hissetmiyordu. İçinde sabaha kadar yayılan mutluluk dalgaları suya atılan taşlar gibi yayılıyordu. Ertesi gün Hüseyin efendi,Fehim ve annesi yine çıkageldi. Her günde ayıp oluyor Hasan efendi ama gitmeden şu düğün işini de konuşalım. Yok estağfurullah ne ayıbı, artık biz akraba sayılırız deyince Hüseyin efendi biraz olsun rahatlamıştı. Ramazana az bir zaman kalmıştı. Düşündüler taşındılar. Ramazandan sonraki ilk pazar düğünleri yapılacaktı. Vedalaşıp gittiler ve ramazandan sonraki ilk pazar düğünleri oldu. 4.BÖLÜM SONU- BAŞKA HİKAYELERDE GÖRÜŞMEK ÜZERE.. Sayfanın kenarındaki reklamlarıma tıklayıp destek olmayı unutmayalım :)
CEYDA GÜNAY



Yorumlar
Yorum Gönder